Modern insanın unuttuğu ne çok duygu var.Ne çok değer var ki her gün onlarcasını defnediyor ağıtsız,sızısız,kimi kimsesi olmayan bir insanı garipler mezarlığına terk eder gibi ağrısız..
Sanayi insanını makinelerin çarklarına yitiveren düzen un ufak olan insan parçacıklarıyla tanrı ilan ettiği zamane putlarından bir hamur karıyor.Şekil veriyor kalıplara dökerek ve seri üretime geçiyor.Sürümden kazanıyor.Yarattığı bu yarı mekanik, yarı canlı varlığın işlevi ise duyguları öğütmek.Hangi duyguyu atarsanız atın önüne,bir çırpıda yutuyor,yok ediyor.Bir kaç saniye sonra ise modern zamanların olmazsa olmazı olan bu ürün,başkalarının akıllarıyla inşa edildiğini unutup,zafer sandığı hezimeti kendisine nispet ederek makinece-makine diliyle-"Ben yenilmezim" diyor,"Ben gücüm"..
Oysa başa çıkamadığı duygular da var.Pahası altını çer çöp kılan bu duygular atıldığı andan itibaren pek kıymetli makinenin nevrini döndürüyor.Yutmak istiyor lakin nafile,çıkarmaya çalışıyor ancak bu tehlikeli varlıklar motorun en hassas kısmına nüfuz ediyor bir kere tüm uğraşlar boşuna..
Halbuki insan bir kendisine bir de takdim edilen göreve bakar,bu işin altından kalkabilirmiyim diye.Heyhat bahsi geçen mekanik bir araç.Vazifelerini de bir makine ahmaklığının ötesine geçmeyen suni bir kibirle yerine getiriyor.
Hikayenin sonu gayet acıklı tabi.Makine infilak ediyor.Duyguların sirayet ettiği parçalar ekmek kokusunun parfüm kokularından daha üstün tutulduğu,kuşları azat etmenin kafeslere kapatmaktan efdal olduğu diyarlarda savrulurken,geriye kalan parçalar bulunduğu yerde yüzlere bölünerek,binlerce kez patlıyor.Ta ki toz zerreleri haline gelip,yeni-yine- bir makinenin ham maddesi oluncaya kadar...
Robotsu hayatımızı ne de güzel ifade etmişsiniz kaleminize sağlık Zeynep hanım :)
YanıtlaSil