23 Haziran 2017 Cuma



Hiçbir an (ı) ölmez.Mevta kategorisine yerleştirdiklerimiz ise kabirlerinde ba'as gününe kadar bekler.Bu dirilişi bazen tınılarından bağımsız olmaya çalışan bir ses, bazen alelade yaftası yemiş bir koku, bazen de kadim bir tiyatro eserinin yeniden sahnelenmesine benzer bir dizi tanıdık hadise tetikler.

İstisnasız bu muhtelif uyarıcıların tamamı suret-i zamandan gözüken ancak zamansız bir lahzanın içerisinde hareket eder.İnsanın beş dış duyusu bu durumu zaman ve mekanla algılayabilirken ruh,mekansızlık bahçesinde zamasızlık nehrinin yanında nafani bir lezzetle kendisinden geçer.İşte Khaled Hosseini tüm bunları ve daha da fazlasını bizlere hissettirirken fırsat bu fırsattır diyerek anıların sarhoş edici özelliğini de roman kahramanları aracılığıyla bizlere hatırlatır.


Ayrıca kitapta anılar listesinde zirveye oynayan iki olgunun - ilk aşk (çocukluk aşkı) ve baba sevgisi- mücadelesine de şahit oluyoruz.İlk aşkı, oyun kokan sokaklarda nefesimiz kesilene dek kovalarken, bir babanın yüzündeki çizgilerden müteşekkil yepyeni bir yazı dili keşfediyoruz.

İçimiz ağrıyana kadar özlerken geçmişi,gözlerimiz kararana kadar hayal ediyoruz.

Kederimiz kalabalıklarda utandığımız baş parmağını ifşa eden sökük bir çorap iken,tenhada en güvenilen hakikatimiz oluyor aniden.

Dostlarımız ise  en umutsuz anımızda karşımıza çıkan birer nane şekeri.

Ve kitaplar...

En gizli duygularımızı turnusol kağıdı gibi çözümlerken en vazgeçilmez sığınaklarımız da oluyor fec'eten..

20 Haziran 2017 Salı

YAZAR YAHUT GÖNÜL AVCISI..







Başarılı yahut başarısız yazar ayırdımına nasıl ulaşırız?
Sanat eserini hangi kriterler yetkin kılar?
Bu soruların dil ve anlatım başlığı altında bilindik klişe cevapları vardır.Oysa ben bugün,beni bu yazıyı yazmaya sevk eden özel bir kriterden  bahsedeceğim "Yaşanmışlık Hissi.."


İyi bir okuyucu argo bir ifadeyle safkan bir av köpeğine benzer.Nerede enfes bir sanat eseri varsa onu öte alemden aldığı yetilerle anında bulur ve ona kendisinden bir parçaymış gibi sahip çıkar.Benim savunduğum bu özel kriterin tuzağına da işte böyle bir okuyucu yakalanır.


"Yaşanmışlık" anlaşılan manasıyla yalnızca bizatihi sanatçının başından  geçen olaylar,tecrübe ettiği duygusal kırılmalar ve kendisine mal olmuş özlemler,umutlar demek değildir.


Hakiki sanatçı -manevi bir alemle iletişim halinde olduğundan- çevresinde tanık olduğu hadiseleri hatta dünyanın öbür ucundaki bir takım yaşantıları biricik laboratuvarı olan "Gönlünde" duyumsar ve ruhunda yaşar.Bununda ötesinde bir özel güç -Hissettiğini hissettirme- ile de okuyucuyu kalbinden yakalar.Daha sonra seçmiş olduğu duygu demetini okuyucuya sunar.Okuyucu da bunu iradeden müsta'ni bir itaatle,gerçek olmama ihtimalini düşünmeksizin kabul eder.


Hulasa; başarılı bir sanatçı insanların gönlüne tahakküm eder. İdealar aleminin ışık huzmelerinden beslenen böyle bir sanatçının kaleminden de zaman algısını alaşağı eden ölümsüz,yetkin eserler çıkar..