31 Ekim 2015 Cumartesi

MODERN DÜNYANIN AĞIDI



  
 
Modern insanın unuttuğu ne çok duygu var.Ne çok değer var ki her gün onlarcasını defnediyor ağıtsız,sızısız,kimi kimsesi olmayan bir insanı garipler mezarlığına terk eder gibi ağrısız..

Sanayi insanını makinelerin çarklarına yitiveren düzen un ufak olan insan parçacıklarıyla tanrı ilan ettiği zamane putlarından bir hamur karıyor.Şekil veriyor kalıplara dökerek ve seri üretime geçiyor.Sürümden kazanıyor.Yarattığı bu yarı mekanik, yarı canlı varlığın işlevi ise duyguları öğütmek.Hangi duyguyu atarsanız atın önüne,bir çırpıda yutuyor,yok ediyor.Bir kaç saniye sonra ise modern zamanların olmazsa olmazı olan bu ürün,başkalarının akıllarıyla inşa edildiğini unutup,zafer sandığı hezimeti kendisine nispet ederek makinece-makine diliyle-"Ben yenilmezim" diyor,"Ben gücüm"..

Oysa başa çıkamadığı duygular da var.Pahası altını çer çöp kılan bu duygular atıldığı andan itibaren pek kıymetli makinenin  nevrini döndürüyor.Yutmak istiyor lakin nafile,çıkarmaya çalışıyor ancak bu tehlikeli varlıklar motorun en hassas kısmına nüfuz ediyor bir kere tüm uğraşlar boşuna..

Halbuki insan bir kendisine bir de takdim edilen göreve bakar,bu işin altından kalkabilirmiyim diye.Heyhat bahsi geçen mekanik bir araç.Vazifelerini de bir makine ahmaklığının ötesine geçmeyen suni bir kibirle yerine getiriyor.

Hikayenin sonu gayet acıklı tabi.Makine infilak ediyor.Duyguların sirayet ettiği parçalar ekmek kokusunun parfüm kokularından daha üstün tutulduğu,kuşları azat etmenin kafeslere kapatmaktan efdal olduğu diyarlarda savrulurken,geriye kalan parçalar bulunduğu yerde yüzlere bölünerek,binlerce kez patlıyor.Ta ki toz zerreleri haline gelip,yeni-yine- bir makinenin ham maddesi oluncaya kadar...
 

14 Ekim 2015 Çarşamba

DİVAN EDEBİYATI-MESELLER VE MESELELER


        İskender Pala                                                 (Bağlarbaşı Kültür Merkezi)
Yıllar önce bir kutlu doğum haftasında Efendimiz’i (sav) kendisinden heyecanla dinlediğim,sonrasında bende yazmak istiyorum’ dediğimde  'o zaman çok okuyacaksın' diyip cebinden bir kalem uzatan,'divan şiirini sevdiren adam' diye tanıdığımız İskender Pala..Yıllar sonra yeniden…

Hikayelerle beyitlerle ve ara ara şarkılarla muhteşemdi.Ruha yönelmeyeli,aşktan bahsetmeyeli ne çok zaman olmuş.

Gussanı alemde şadi bilmeyen şad olmasın

Olmayan aşkın esiri gamdan azad olmasın..



'Aşka esir olan kendisini onun için farzeder ve o zaman her şey biter bütün pazarlıklar biter,bütün alışverişler biter.'



‘İnsanların birbirini sevme potansiyeli Allahı sevme potansiyeliyle izdüşüm olarak güneşe göre zerre gibidir.Zerre güneşin özelliğini taşır.Ve bir damla da ne varsa denizde de o vardır.İçinizdeki o damlayı çoğalttıkça denize doğru akış başlar.ve o akış ne kadar hızlı olursa hayatın anlamı o kadar güzelleşir.’

'Her insanın içinde aşka dair bir potansiyel vardır.Önemli olan onu işletebilmektir.Bunu işletebilmenin ,geliştirebilmenin ,zemini ona göre yetiştirebilmenin bir tek yolu vardır iffet..sadece ve sadece ifettli davranarak onu geliştirebilirsiniz.'







 

11 Ekim 2015 Pazar

KÜÇÜK PRENS

Asıl meselenin büyümek olduguna inandırılmıştım bende.Ama sorun büyümek değil samimiyeti yitirmiş olmaktı.Hırsları ve zaaflarıyla ruhundaki güzelliklere uzaklaşıyordu gün geçtikçe insanoğlu.Ağlamayı güçsüzlük sayıp,duygularını örtbas etmeye çabalıyordu tüm gücüyle..
‘Ne kavranılmaz bir yer şu gözyaşı ülkesi..’
Kitap her satırıyla insanın kendine uzaklaşmak için farkında olmadan çabaladığını düşündürdü bana.Bizi yıllar değil,peşinden sürüklendiğimiz maddi heyecanlar oldugumuzdan çok başka noktalara getiriyordu aslında.
 ‘Birinin sizi evcilleştirmesine izin verirseniz gözyaşlarını da hesaba katmalısınız..’
Evcilleşmek  yoğun bir sevgi, dostluk ve kuvvetli bir bağ oluşturmak…Ona ait olmak ve her şeyiyle sahiplenmek.Ne hoş bir kelime olmuş bu haliyle.Küçük prensin tilki ile dostluğu tam da bu cinsten,özlemini çektiğimiz o şeffaflık ve esas olanın ruhumuzla hissedebildiklerimiz olduğu..
‘İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.Gerçeğin mayası gözle görülmez.’
Herşeyi bu kadar göz önünde aradığımız için bulamıyoruz kendimizi.
Küçük Prens..
Çocukluğumuzda vedalaştığımız tüm samimi duyguların anımsanması..

..‘Hep aynı saatte gelsen daha iyi olur, dedi tilki,‘söz gelimi öğleden sonra saat dörtte gelecek olsan ben saat üçte mutlu olmaya başlarım.Her geçen dakika mutluluğum artar.Saat dört dedi mi meraktan yerimde duramaz olurum.Mutluluğumun armağanını veririm sana.Ama gelişigüzel gelirsen içimi sana hangi saatte hazırlayacağımı bilemem.Ayinsiz olmuyor.’


10 Ekim 2015 Cumartesi

VE SEN KUŞ OLUR GİDERSİN

           TARIK TUFAN                  

Biz insanlar genellikle gerçeküstünü severiz.Bu yüzden bilim kurgu filmlerine gider,hayatta karşılaşılması imkansız olan romantik diziler izler ve bizleri Kafdağı'na uçuran Zümrüdüanka görevine talip kitaplar okuruz.Çünkü insanın en çok kendisine tahammülü yok.Ruhunu tüm çıplaklığıyla görmesi balatalarını ciddi şekilde yakabilir..

İşte Tarık Tufan bu kitabında yalnız bir adamın yitirdiği ailesinden, terkettiği işi ve sevdiği kadınlar klişesinden ruha doğru bir yolculuk yapıyor.Adeta bir cerrah tavrıyla duygularını ve davranışlarını masaya yatıran bir gencin cinnete ramak kalan yaşantısını gözler önüne seriyor.Yazar ayrıca sanayi toplumlarının mekanikleşen hislerinden,her geçen gün paranın karşısında adeta bir gölge olan insanın çaresizliklerinden ,ritüele binen ve sıcaklığını yitiren insan ilişkilerinden,insan=madde madde=madde gibi çeşitli totolojilerde kaybolan insanın çıkmazlarından bahsediyor...

Kitap inanılmaz bir duygubaz.Hissettiklerinizi büyük bir ustalıkla karşınıza çıkarıyor.Düşündürüyor,genelde hatırlatıyor,hüznü bol bir tebessümle de sizi uğurluyor.

Kitabın üslubuna gelince ağdalı bir edebiyat sunmuyor size.Daha felsefik daha hayatın içinden daha çokta anne yemeği formatında. -Adı herkes tarafından bilinen ancak lezzetini yalnız sizin tecrübe ettiğiniz yemekler- Yazar ayrıca unutulmuş çocukluk anılarından inşa ettiği bir dille de okuyucularını mazinin gizemli dehlizlerinde bir seyahate çıkarıyor...
-Kitaptan kısa kısa-
İnsanlara bir şeyler anlatmak buharlı bir cama yazı yazmaya benziyor..Sonra silinip gidiyor.*Onun bakışları için şarkı söylenmesi gerekiyordu.Parmak uçlarına şiirler kondurmak gerekiyordu.Onun için kimse yokken ağlamak gerekiyordu.*Bir sevgili gittiğinde,altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir.
 Bir kuş,bir sevgili ...
İnsan kaybettikleriyle insandır...