TARIK TUFAN
Biz insanlar genellikle gerçeküstünü severiz.Bu yüzden bilim kurgu filmlerine gider,hayatta karşılaşılması imkansız olan romantik diziler izler ve bizleri Kafdağı'na uçuran Zümrüdüanka görevine talip kitaplar okuruz.Çünkü insanın en çok kendisine tahammülü yok.Ruhunu tüm çıplaklığıyla görmesi balatalarını ciddi şekilde yakabilir..
İşte Tarık Tufan bu kitabında yalnız bir adamın yitirdiği ailesinden, terkettiği işi ve sevdiği kadınlar klişesinden ruha doğru bir yolculuk yapıyor.Adeta bir cerrah tavrıyla duygularını ve davranışlarını masaya yatıran bir gencin cinnete ramak kalan yaşantısını gözler önüne seriyor.Yazar ayrıca sanayi toplumlarının mekanikleşen hislerinden,her geçen gün paranın karşısında adeta bir gölge olan insanın çaresizliklerinden ,ritüele binen ve sıcaklığını yitiren insan ilişkilerinden,insan=madde madde=madde gibi çeşitli totolojilerde kaybolan insanın çıkmazlarından bahsediyor...
Kitap inanılmaz bir duygubaz.Hissettiklerinizi büyük bir ustalıkla karşınıza çıkarıyor.Düşündürüyor,genelde hatırlatıyor,hüznü bol bir tebessümle de sizi uğurluyor.
Kitabın üslubuna gelince ağdalı bir edebiyat sunmuyor size.Daha felsefik daha hayatın içinden daha çokta anne yemeği formatında. -Adı herkes tarafından bilinen ancak lezzetini yalnız sizin tecrübe ettiğiniz yemekler- Yazar ayrıca unutulmuş çocukluk anılarından inşa ettiği bir dille de okuyucularını mazinin gizemli dehlizlerinde bir seyahate çıkarıyor...
-Kitaptan kısa kısa-
* İnsanlara bir şeyler anlatmak buharlı bir cama yazı yazmaya benziyor..Sonra silinip gidiyor.*Onun bakışları için şarkı söylenmesi gerekiyordu.Parmak uçlarına şiirler kondurmak gerekiyordu.Onun için kimse yokken ağlamak gerekiyordu.*Bir sevgili gittiğinde,altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir.
Bir kuş,bir sevgili ...
İnsan kaybettikleriyle insandır...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder